Suriye: Enkazdan Devlete, Gürültüden Hafızaya

Ahmet AĞCA

Savaşlar bazen silahlarla kazanılır.
Ama bazı savaşlar vardır ki, kazananı ancak zaman belirler.
Suriye’de yaşanan tam olarak budur.

Yıllar boyunca bu coğrafya acıyla sınandı.
Şehirler yıkıldı, insanlar yerinden edildi, mezarlıklar büyüdü.
Haritalar değişti, ittifaklar kuruldu, ittifaklar dağıldı.
Ama değişmeyen tek bir şey vardı:
Bu toprakların sahipsiz olmadığı gerçeği.

Bugün Suriye’de gelinen nokta, sadece askeri ya da siyasi bir tablo değildir.
Bu, uzun bir sabrın, ağır bedellerin ve sessiz bir direnişin sonucudur.

Gerçekler artık saklanamayacak kadar açıktır:
Petrol sahaları devletin kontrolüne geçmiştir.
Sınır kapıları yeniden devlet otoritesindedir.
Haseke dâhil olmak üzere SDG kontrolündeki bölgeler merkezi yapıya teslim edilmiştir.
Silahlı unsurlar ya sisteme entegre edilmekte ya da ülke dışına çıkarılmaktadır.

Bu tablo bize şunu söylüyor:
Suriye, yeniden devlet olma refleksini kazanmaktadır.

Ancak bu noktaya giden yol, düz ve kolay olmadı.

Bu savaşta en ağır bedellerden birini ödeyenlerden biri Suriye Türkmenleri oldu.
Ne en çok konuşan olduk,
ne en çok görünen.
Ama en çok kaybedenlerden olduk.

Şehit verdik.
Göçe zorlandık.
Evlerimizi, köylerimizi, hatıralarımızı kaybettik.

Ve yine de şunu söyledik:
Bu topraklar bizim vatanımızdır.
Çünkü bir toprağın kime ait olduğu,
üzerinde kimin yaşadığıyla değil,
kimin uğruna öldüğüyle anlaşılır.

Türkmenler bu savaş boyunca ayrıştıran değil, birleştiren tarafta durdu.
Etnik üstünlük iddiası taşımadı.
Mezhep dili kullanmadı.
Suriye’nin birliğini ve toprak bütünlüğünü savundu.

Bu duruş, bugün gelinen noktayı anlamak açısından önemlidir.
Çünkü Suriye’de çözüm,
parçalanmada değil,
bütünleşmede bulunmuştur.

Bu süreçte bir başka gerçeği de teslim etmek gerekir:
Suriye yalnız bırakılmadı.

Zor zamanlarda,
mazlumun kapısını çalan bir devlet vardı.
Hesap yapmadan yük alan bir millet vardı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu coğrafyada sadece bir aktör olmadı;
bir denge, bir vicdan ve bir güven unsuru olarak durdu.

Bu, ne yüksek sesli sloganlarla
ne de gösterişli hamlelerle yapıldı.
Sessizce, ama kararlılıkla.

Bugün yaşananlar bize şunu gösteriyor:
Emperyalist projeler geçicidir.
Toprağın hafızası ise kalıcıdır.

Ayağa kalkmak, bağırmak değildir.
Ayağa kalkmak,
ahlakı, düzeni ve adaleti yeniden inşa etmektir.

Dünya yeni bir döneme girerken,
bu coğrafyada bir gerçek yeniden hatırlanmaktadır:
Türkler geldiklerinde yalnızca güç göstermezler;
sorumluluk alırlar.

Suriye’de yazılan bu tarih,
sadece bir savaşın değil,
bir milletin sabrının, ahlakının ve devlet geleneğinin tarihidir.

Ve bu hikâye henüz bitmedi.
Sadece artık daha sessiz,
daha derin
ve daha kalıcı yazılmaktadır.


Ahmet Ağca
Beydili Türkmen Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir